Kybalion’la Tanışın

kybalion-1

Bundan çok değil bir iki sene önce, arkadaşımla her zamanki gibi film gecesi yapıyoruz; izlenebilecek her türlü filmi izlemiş iki film sever olarak, bari son çıkan, sinemada kaçırdığımız filmlere bakalım dedik. “As Above, So Below” diye, Paranormal Activity ve Blair Witch Project tarzı, karakterin gözünden/kamerasından, “home movie” tadında, hafif de deneysel olduğunu anladığımız bir filme denk geldik. Korku filmi olarak sınıflandırılmış ama konusu aslen filmliğinden sıyrıldığında oldukça eski bir felsefeye dayanıyor. Filme hiç girmeyeceğim, nitekim karakterler, senaryo vs. çok önemli değil, film, beni Kybalion ve yedi kozmik yasayla tanıştıran bir araç oldu sadece. Boş zamanınızda izlemenizi öneririm tabii. Ama şimdi size bahsedeceğim kitaptan yararlanmanız daha faydalı olacaktır, kurgu değil nitekim, gerçek bir inanç, düşünce sistemi ya da filozofi diyebiliriz.

Ben sadece filmin beni aracılık yaparak tanıştırdığı gibi, sizi Kybalion‘la tanıştırmak istiyorum, çok fazla detay vermeyeceğim, zaten veremem de. Bahsedeceğim kitapta anlatıldığı gibi, kişi hazır olduğunda ona bir şekilde gelecek bir filozofi, hayatı anlama biçimi bu yedi kozmik yasa. Benim sizlere vereceğim detaylar ve bilgilerin pek önemi olmaz, sizin kendinizin okuyup araştırmanız gereken bir mevzu.

Bahsini geçirdiğim kitap “KYBALİON: Yedi Kozmik Yasa“; Eski Mısır ve Eski Yunanistan‘daki hermetik felfese üzerine olan bir çalışmadan bahsediyor. Bu öğretiler Hermes Trimesgistus‘a ait.

Düşüncelerimizle hayatımıza nasıl yön verebileceğimiz ve zihinle alakalı, dili ağır ama yavaşça, sindirerek okunduğu takdirde, kişi öğrenmeye açık ve de hazırsa faydalı bir hayat yönlendirme aracı bu felsefi öğretiler.

Şimdi sizlerle, kitaptan sevdiğim ve hayatta kullanmayı arzuladığım (arzuladığım diyorum çünkü düşünceyi realiteye dökmek her zaman çok kolay olmayabiliyor) birkaç alıntı paylaşacağım, bu kitapta anlatılanlarla ilgili sizi az da olsa bir fikir sahibi yapacaktır. Bu öğreti ve felsefeyi internetten de birçok kaynaktan okuyabilirsiniz.

Kitabın önsözü şu şekilde açılıyor; “Zevk için okunan kitaplar vardır, bir de öğrenmek için okunan kitaplar vardır.”

“Öğrencinin kulakları işitmeye hazır olduğunda onları bilgelikle dolduracak dudaklar gelecektir.”

Belki bu yazıyı okurken öğrenci siz, sizi bilgeliğe yönelten aracı da ben oluyorum.

“Aşağıdaki yukarıdaki gibidir, yukarıdaki aşağıdaki gibidir. Hayat merdiveninde her şey  yukarı ve aşağı  doğru hareket halindedir. Her şey yoldadır ve her şeyin sonu BÜTÜN’dür. Bütün ilerleme  Eve Dönüş’tür. Bütün aksi görünüşlere rağmen her şey Yukarı ve İleri doğru hareket eder. Aydınlanmışlar böyle bildirmiştir.”

“Olumsuz bir niteliği öldürmek için dikkatinizi aynı niteliğin olumlu kutbu üzerine yoğunlaştırın. Titreşim yavaş yavaş olumsuzdan olumluya dönüşecek ve kendinizi olumsuz değil, olumlu tarafta bulacaksınız. Kutbu değiştirerek ruh hallerinize hükmedebilir, mizacınızı değiştirebilir, karakterinizi inşa edebilirsiniz.”

-Kybalion: Yedi Kozmik Yasa, Antik Mısır ve Antik Yunan Felfesefi

 

 

 

Kontrastın Dengesi

tumblr_o2gytpjzca1u38dpho1_500Hayatı anlamlaştırmaya çalıştığımı düşünmeyin çünkü bunu her kim hangi devirde denediyse yanıldığını düşünüyorum; fakat kontrast gözle görülen bir gerçek. Zıtlık yani. Hayat illa ki birkaç kelimeyle değerlendirilecekse şahsım adına zıtlık ve zıtlığın getirdiği denge derdim. İyi-kötü, siyah-beyaz gibi şeylerdir en temel anlamıyla zıtlık, iki uç olması gerekir. Arası olmaz, yoksa zıtlık olmaz nitekim.

Günüm günümü tutmuyor örneğin benim, hatta her saat farklı hissedebiliyorum. Mutluyken birden mutsuz olmak, enerji doluyken bir iki saat sonra tamamen pilin bitmesi ve yorgun hissetmek gibi görülebilir yaşam içinde zıtlık. Bunun yanında bir de zıtlığın kurduğu denge olayı var işte, daha altında bir takım şeyler aranılabilir, daha anlam yüklemek gerektiğinde yüklenilebilir olaylar. Kontrastın doğurduğu denge nasıl bir şey mi?

Mesela yağmuru, karı seviyorum ama üşümekten nefret ediyorum. Yani yağmur ve karı görebilmek, deneyimleyebilmek için kış aylarında olmak gerek ki bu da beraberinde kaçınılmaz soğuk havayı getiriyor. Gül-diken hesabı gibi düşünün en basit örnekle; gül hemen hemen herkes tarafından çok estetik bulunan bir bitki türü. Çok güzel göründüğü için sağda solda, yolda, bahçede gördüğümüzde hemen koparıp eve götürmek istiyoruz. E diken olayı da malum, koparırken mutlaka ne kadar dikkat etsek de o diken batıyor ele. İşte kontrastın getirdiği dengeden kaçamadığımızın en basit ve en günlük hayatta deneyimlenebilen kanıtı bu gül-diken olayı. Yani daha derin düşünmeye yeltenirsek gülü seviyoruz, sevdiğimiz şeye sahip olmak istiyoruz ve sahip olmaya çalışırken zarar görüyoruz. Zarardan kasıt dikenin batması tabii ve bu örnek üzerinde pek de zarar sayılmaz ama hayatın geneline uyarladığımızda bizi mutlu eden, keyif veren herhangi bir şeyin, farketsek de etmesek de bizden bir de götürüsü oluyor mutlaka. Bu satırları okuduktan sonra olan olaylara dikkat ederseniz ne demek istediğimiz anlayacaksınız. Markete gidip istediğimiz bir içeceği alıp ona sahip olduğumuzda başımıza bunun kontrast denge kuralına göre bir şey mi gelecek yani diye de düşünmeyin yalnız, ben daha büyük bir resimden bahsediyorum. Daha derini kazmanız lazım bahsettiğim olay için.

Bahsettiğim olayı son zamanlarda farketmek durumunda kaldım çünkü her şeyin ya hep kötü gittiğine ya da hep iyi gitmesi gerektiğine inanarak yaşardım ama öyle olmaması gerektiğini hatta hiçbir şeyin “olma” zorunluluğunun da olmadığını görüyorum yeni yeni. Farkındalıklar herkese farklı zamanlarda gelir, bana da bunun farkındalığı anca geldi. “Kybalion” öğretilerinde tam da bundan bahsedilir mesela. Bununla ilgili kitap ve filmler ve inançlar da mevcut. “Feng Shui” gibi mesela. Ben de bunları okuyup izlerken farkındalığım açıldı. Kontrastın dengesi. İyinin olduğu yerde kötünün de mevcut olduğu için “iyi”nin var olduğu gerçeği. Her şeyin hep aynı gitmesinin imkansız olduğu, bir şey alırken başka bir şeyi vermek durumunda olduğumuz görünmeyen bir kural, bir yasa, bir kurulu düzen mesela..

Yeraltı var; yerin altı diyoruz, çünkü yerin bir üst kısmı da var.

Alt kat diyoruz, çünkü o katın bir de üst katı var.

Sıcak hava nedir? Soğuk havanın yokluğu mudur? Soğuk hava diye bir şey olmasaydı şuan “sıcak” dediğimiz havaya sadece “hava” demez miydik?

Bir var ise, iki de var olacaktır.

18. yüzyılı 19.yüzyıla bağlayan dönemde romantizm akımı var olduğu için, o akıma tepki olarak doğan bir akım var.. modernizm. Etki olduğu üzere tepki de olacaktır.

Bahsettiğim kontrast dengesi tam da bu işte.

Eğer hayatta sadece mutlu olmaya çalışıyorsanız, bunun pek mümkün olmadığını söylemek isterim ne yazık ki çünkü ben de bu yüzden bayadır mutsuzdum. Kontrast, zıtlık ve denge. Başımıza gelen şeyler bir şekilde kendini dengeleyecektir, dengelemek zorundadır. Hiçbir şey “devamlı” olamaz. Değişim kaçınılmaz. Kalp atışları, nabız gibi.

Aşağı, yukarı..

İleri, geri..

Sağa, sola..

Hayattaki iniş çıkışlar; kontrastın kurduğu dengedir ve tekdüze giderse bu kurulu düzen nabızsız kalır, yani var olamaz.

Üzücü bir olayın beraberinde hemen iyi bir olay olmak zorundadır demiyorum ama. Demek istediğim onu dengeleyecek başka bir şey olacaktır.

Her şey bir dengedir.